Cuma, Mart 16, 2007

Cevdet Bey ve Oğulları


Bir süre önce okuduğum bir Orhan Pamuk romanı. Roman, Nişantaşı'nda oturan bir ailenin üç kuşaklık serüvenini anlatıyor ve üç bölümden oluşuyor.

Birinci bölümde Cevdet Bey'i, ağabeyini, ağabeyinin oğlu Ziya'yı ve eşi Nigân Hanım'ı tanıyoruz. Zaman henüz 1900'lü yılların başı. Tamamı gayrı müslimlerin elinde olan Eminönü ticareti içinde tek müslüman olarak yükselmeye çalışan Cevdet Bey'i tanıyoruz bu bölümde. Hayatla ilgili, dönemin siyasi durumu ile ilgili fazla bilgisi yoktur Cevdet Bey'in. İlgisi de yoktur zaten. Ona göre bu konuları hiç "kurcalamamak "gerekir. Hayattaki en büyük arzusu bir paşa kızıyla evlenmek ve "saat gibi düzenli", huzurlu, çocukların, torunların bir arada yaşadığı bir konakta hayatının geri kalanını geçirmektir.

İkinci bölüm Cevdet Bey'in büyük oğlu Osman, küçük oğlu Refik, kızı Ayşe ve onların arkadaşları arasında yaşananları işliyor. Kitabın en büyük bölümü. Özellikle Refik ve Refik'in mühendislik mektebinden arkadaşları Muhittin ve Ömer'in başından geçenler işleniyor. 1930'lu yıllar. Üçü de okuldan yeni mezun olmuştur. Ömer ailesini kaybettikten sonra bir süre İngiltere'de eğitime devam etmiş ve Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmış kendini toparlamaya çalışan Türkiye'de kendisine daha fazla fırsat olduğunu düşünerek geri dönmüştür. Refik okuldan sonra babasının yanında çalışmaya başlamış ve hemen evlenmiştir. Muhittin ise Ömer ile Refik'in aksine dar gelirli bir ailedendir ve hemen çalışmaya başlamıştır.

Üçüncü bölümde ise sıra artık torunlardadır. 1970 yılında bir gün ile üçüncü kuşak işleniyor. Bu bölüm de birinci bölüm gibi fazla yer tutmuyor.

İkinci bölümde Refik, Ömer ve Muhittin üçlüsünün başından geçenler ve düşünceleri romanın özünü oluşturuyor bence. Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmış, henüz yaralarını saran ve belini doğrultmaya çalışan bir toplum içindeki farklı sınıflardan üç kişinin durumunu zamanına ve yerine göre değerlendirmek kolay olmasa gerek. Orhan Pamuk bu romanı yazmaya başladığında sadece 22 yaşındaymış ve 4 yıl sürmüş. Tam da resimden vazgeçip romana yöneldiği zamana denk geliyor. İlk romanı. 22-26 yaşları arasında, yani bence insanın henüz toy olduğu bir zamanda böylesine bir romanı yazabilmek bence müthiş bir şey. 600 küsur sayfalık kitapta hatırı sayılır bir tarih bilgisi de mevcut.

Eğer sayfalarca tasvir değil, olaylar ve düşüncelerle ilgileniyorsanız (benim gibi) bence Orhan Pamuk iyi bir seçimdir. Sürükleyici ve etkileyici bir roman olarak kesinlikle tavsiye ederim.

Fethi Naci arka kapakta "... hiç duraksamadan en beğendiğim yirmi Türk romanı arasına alırım" demiş ki ben de katılıyorum.

0 yorum: