Cumartesi gecesi, doktorun verdiği 5 günlük istirahat süresi doldu. Ben de evde yatarak geçen 5 uzun günün sonunda balkabağına dönüşmeyeyim diye büyük reklamı yapılan 300 (Spartalı) denen filme gideyim dedim.
Nereden başlayacağımı bilemiyorum doğrusu. Kısacık bir özet isterseniz; sinemaya boşuna para vermeyin! Evde DVD'den izleyin. Hatta bir yerlerden DivX bulun, DVD'ye de para vermeyin!
Film konusunu Sin City'nin de yaratıcısı olan Frank Miller'ın aynı isimdeki çizgi romanından alıyor. M.Ö. 480 yılında Pers ordusu Yunanistan'a saldırır. Yunan ordusunun savaşa hazırlanabilmesi için 300 Spartalı Termofil adındaki bir geçitte çetin bir direniş gösterir. Sayıca Pers ordusundan çok az olmalarına rağmen Yunan ordusuna ihtiyaç duydukları hazırlık vaktini kazandırmayı başarırlar.
Bu arada Pers ordusunun sayısı tam bir muamma. Tarih her zaman kazanan tarafı destekleyip kahramanlığını abarttığı için kesine yakın değerler bile yok. Mesela Heredot 5 milyona kadar abartmış. Ama mantıklı sayının 250 bin civarında olduğu kabul ediliyor.
Buraya kadar filmin dayandığı tarihsel olaydan bahsettik. Şimdi gelelim 7. sanatın uygulanışına. Çekim ve görsellikten bahsedersek.. Sin City'deki gibi bir çizgi roman havası yakalanmış, itirazım yok, alışılageldik çekim tekniklerinden farklı olduğu kesin. Ancak ilk değil. Bildiğim kadarıyla Sin City ilk bu konuda. Neredeyse tamamı dövüşle geçiyor ve çok etkileyici kareografi yok. Matrix'de yepyeni çekim teknikleri (bullet-time gibi) vardı. 300'de ise gereğinden çok fazla slow-motion çekim var, o kadar. "Görsel bir şölen" beklemeyin! Hepsi gördüğümüz, bildiğimiz şeyler. Bu film ise sadece yavan.
"Karakter gelişimi" yok denecek kadar az. Zaten tanınacak karakter yok gibi. Sparta'lıların ne kadar savaşçı bir kavim olduğunu öğreniyoruz. Kral Leonidas'ın ne kadar yürekli olduğunu, geride karısını ve oğlunu bırakarak ölüme koşarak gidişini vs. gibi Hollywood filmlerinden alıştığımız, artık bıktıran sahnelerle dolu.
Hollywood filmi olacakta içinde seks olmayacak!? Peh.. Tamamen gereksiz, anlamsız, saçma bir şekilde Leonidas ve eşinin sevişmesine tanık oluyoruz. Konunun gelişimine katkısı tartışılmaz! Burdan anlıyoruz ki Sparta'lıların kondisyonu o kadar iyi ki savaştan bir gün önce de sevişebilirler! Bir de Leonidas'ın ay ışığında güneşlenirken! poposunu gördüğümüz bir sahne var ki bu sahne olmasa inanın bir çok soru işareti ile ayrılırdık filmden. Yazın Yunan adalarına tatile giden Leonidas mayo izinin belli olmaması için (malum savaşırken don sağa sola kayar, iz belli olur) ay ışığında banyo ederek bu izi gizlemeye çalışıyor..
Müzik.. Bazı savaş sahnelerinde (zaten nerdeyse tamamı savaş sahnesi ya, neyse) metal müzik olması bence sadece komik! Efsanevi bir film çekiyorsanız bence yine efsanevi müzik olmalı!
Efsanevi filmlerde abartmaların olmasına itirazım yok. Örneğin Truva'da Aşil'in yenilmez bir savaşçı olması, Malkoçoğlu'nu aratmayacak savaş becerisi olmasına itirazım yok. Zaten konu o! Bu filmde de 300 savaşçının abartı bir güçle savaşabilmesi, devasa fillerin ve gergedanların itilerek denize dökülmesine de itirazım yok. Ancak Pers ordusunun bu kadar eşcinsel, korkak, aptal gösterilmesi? Pers Kralı Zerhas'ın 3 metre boyu? Elçilerin, kralın suratlarında yer bırakmamacasına piercing yapmaları? Bunlar nedir yahu? Etik açıdan bakınca da İran'ın tepkisi bence normal. Benzer bir filmde Fatih Sultan Mehmet de farklı gösterilse Türkiye'nin tepkisi ne olur acaba? Herkesin kutsalı, atası farklıdır. Saygılı olmak gerekir. Zerhas da İran'ın eski hükümdarlarından biri sonuçta. Zerhas'ın Leonidas'a omuz masajı yaptığı bir sahne var ki sadece gülünç.
Diyaloglara gelirsek son derece ucuz.. "Teslim olmak yok! Geri dönmek yok! Özgürlük!" diye haykırılan sahneler izleyiciyi filmin atmosferine sokmak yerine anında filmden soğutuyor insanı. Leonidas'ın askerlerini motive etmek için yaptığı konuşmalar, eşinin konseyde destek güç göndermek adına yaptığı konuşmalar.. Nerde Cesur Yürek, nerde Gladyatör! Sanırım Hollywood'da bir yerde "tarihi film çekme el kitabı" var fakat bu filmin dangalak yönetmeni kitabın adını duymamış veya okumamış.
Özetlemek gerekirse bu filmi Gladyatör ya da Cesur Yürek ile karşılaştırmak bile saçma olur. Son derece klişe, yüzeysel bir savaş filmi. Amerika'da çok beğenilmesi ise bir şey ifade etmiyor bence. Örümcek Adam da bir numara olabiliyor. 25 yaş altı, bilgisayar oyunlarında sürekli FPS (First Person Shooter, Doom gibi mesela) oynayan, kan görmeyi çok seven gençler beğenebilirler. Bir de eşcinseller ve kadınlar beğenebilirler. 300 tane kıçlarında sadece don olan, kaslı genç erkek film boyunca izlenebiliyor. Savaşta koruyucu elbiseleri korkaklar giyer, orası Sparta!
Filme 10 üzerinden 2 verdim, Galleria'nın sinama salonuna ise 9!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder