Pazar günü Business League'deki 3. maçımıza çıktık. Rakip Mepaş. Maçtan hemen önce trafik kazası geçiren çok samimi bir arkadaşımın ziyaretine gittiğim için maça ancak 10 dakika kala gelebilmiştim soyunma odasına. Sonuç? İlk 5 içinde çıkamadım sahaya.
1. çeyreğin sonuna doğru girdim oyuna. Fena da başlamadım aslında. Uygun pozisyonlar buldum, iyi de savunma yaptık Mustafa ile. Yine presle top kaptık bir kaç tane. İkinci çeyreğin de tamamında oyundaydım. Her şey iyi gidiyordu. Devre arası soyunma odasına gittik. Yüzler gülüyor. Maçı kazanacağımız kesin gibi. Balyozu vurup farkı açalım istiyor herkes. Ben de dahil. Koç da "Aslan gibi adamsın! Dal içeri, bitir turnikeyi.. Ya faul olur ya da sayı" diyor. Haklı! Haklı olmasına haklı ama bilmiyor işte kaç defa sakatlandı zavallı sol ayak bileğim. Ne fenadır acısı!
Sonra 3. çeyrek.. Ah!
Henüz çeyreğin başı.. Savunmada topu kaptım ve doğru fast-break. Solda Dinçer, sağda kim var hatırlamıyorum. 3'e 2 yakalamışız savunmayı. Dinçer'in de adam üstünde sağdan gelenin de. Kim boş? Doğal olarak ben. Gireyim içeri bitireyim dedim madem ben boştayım. Aslan gibi de adamım üstelik! Birinci adım.. Hala önüm boş. İkinci adım.. Sıçrayacağım için en güçlü adım olacak, ve savunma önüme atladı. Rakibin ayağına, o zamana kadar kazandığım hız ile ve tam sıçramak üzere, yani diğer bir deyişle "olanca gücümle" bastım! Ve...
İlk anda korkuç, dayanılmaz bir acı! "Acı öldürmez!" Öldürmez ama dayanılacak gibi değil. Bağıracağım, bağıramıyorum. Ayağım sanki ayakkabının içinde bir anda büyüdü, artık sığmıyor içine, patlayacak ayakkabı! Bizim takımdan arkadaşlar, rakip takımdan oyuncular toplanmışlar başıma. Ne dediklerini duyamıyorum. Acıdan ölmek üzereyim! Acı öldürebilirmiş dedim gerçekten! Bir ara dışardaki seslere daha duyarlı olur gibi oluyorum. Ama sonra, artık sanki yüz kilo olmuş ayağıma yeniden odaklanıyorum. Ayağım yanmaya başladı sonra. Çok sıcak! Hem genleşmiş hem de içinde kaynar sular varmış gibi.. Tam o anda ısırabileceğim bir şeyler aradım! Bağıramıyorum, bari ısırarak rahatlayayım dedim. Ama yanımda elim, kolum ve Baysın'dan başka ısıracak bir şey bulamadım!
"Buz!" dedim, "Buz var mı?". "Şimdi geliyor" dedi birisi. Ciddi bir turnuvadayız diye düşündüm. Tabii ki buz da vardır, doktor da! Sonra sağlık görevlisi geldi. Konuşmasında ağır bir yöre şivesi var. "Ulan bu doktor filan değil!" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ne olacaksa?! Doktor sanki hemen operasyona başlayacak, bir iki dakika sonra tık, ayağım eskisi gibi. Herhalde insan korkuyor bu durumlarda. Doktora sığınmak istiyor..
Futbol maçlarından sık sık gördüğümüz "sihirli fıs fıs" gelen görevlinin elinde de var. Birileri yardımcı oldu da ayakkabıları güç bela, binbir sancı ile çıkardık. Sonra sihirli fıs fısı "Neresi?" diye sorup, yerini öğrendikten sonra ilgili yere sıktı görevli. O da ne?! Bir an için yayladayım, ayağımı dereye sokmuşum da rahatlıyormuşum gibi bir rahatlık. "Oh!" diyorum. Ve dememle rahatlamanın yerine eski acı, ama artık ilk andaki gibi vurucu değil. Biraz daha etkisi azalmış gibi ama artık daha fazla yerde hissediyorum.
Derken tekerlekli sandalye geldi. Bench'e götürüldüm. Acaba hastaneye doktora mı gitsem diye düşündüm. Arkadaşlarım da sağolsunlar götürmeyi teklif ettiler. Daha önceden tecrübeli olduğum ve kırılmadığını anladığım için gerek görmedim. Bench'te de neredeyse yarım saat oturdum. Ayağımı ne şekilde koyduysam olmadı, her türlü dayanılmaz bir acı. Buz koyuyorum acıyor, kaldırıyorum acıyor.. Yukarı kaldırıyorum acı, aşağı indiriyorum acı..
Rahatlamadı tabi. Mecit ile eve döndük. Zaman geçsin diye GS-TS maçını izledim. Ama yine ne türlü koyarsam koyayım lanet ayağı ağrıyordu. Sonra Elif'le hastaneye gittik. Ağrı kesici iğne vuruldum. Eve döndükten sonra iğnenin de etkisi ile bir süre rahat uyuyabildim..
Şimdi ne olacak? Ne olacak! En azından 1 ay spor yok. Sonrasında artık iyice bantlamadan maça çıkarsam büyük eşşeklik etmiş olurum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Bu olaydan yaklaşık 1 hafta önce bir bardak çayla kolumu yaktım. Nasıl acı hissettiğimi ancak daha önce yananlar anlar. Olay anında sevgili eşim ne yaptı? "Canım senin canın çok tatlı, abartma"dedi. Olayın üzerinden 15 günden fazla zaman geçti hala kolum iyileşmedi. Sonuç , allah öyle büyük ki kınadığın şey başına gelmeden ölmezmişsin. Ben Tuncay'ın ayağı burkulunca ne yaptım peki? Tabi ki üzerime düşeni.
Canım benim geçmiş olsun.
askere gittin,yüzümüz düştü be abi..
en hızlı şekilde gel,hayırlı tezkerelerle inşallah..
Yorum Gönder